-
Çiğdem GÜVEN
Tarih: 19-10-2026 13:39:00
Güncelleme: 19-10-2026 18:21:00
Yıllarca, bankacılıkta ve finans yönetiminde çalıştım.
Bir şubede; genç bir yetkilinin,
kredi muhakemesini nasıl kazandığını, çok iyi bilirim:
yüzlerce dosyayı satır satır okuyarak,
yanlış kararların bedelini görerek,
deneyimli bir yöneticinin yanında, sessizce izleyerek.
O dosyaları; bugün, yapay zekâ saniyeler içinde okuyabiliyor.
Bu bir verimlilik mucizesi.
Ama; beni düşündüren soru, şu:
Muhakemesini o dosyalarla kazanacak olan yarının yöneticileri,
artık; nerede yetişecek?
Yapay zekâ ve istihdam tartışmasında en çok “Hangi işler yok olacak?” sorusunu duyuyorum. Oysa yönetim kurulu masalarında sorulması gereken soru bence başka: Yapay zekânın açtığı alanı neyle dolduracağız?
Veriler de bize bir çöküşten çok bir yeniden dağılım anlatıyor. Dünya Ekonomik Forumu, 2030'a kadar yerinden edilecek 92 milyon işe karşılık 170 milyon yeni iş doğacağını öngörüyor. Benim için asıl çarpıcı olan ise başka bir bulgu: mevcut becerilerin yaklaşık yüzde 39'u bu süreçte geçerliliğini yitirecek. Yani önce kaybettiğimiz şey işler değil, işin içindeki yetkinlik olacak.
Finans yöneticiliği yaptığım yıllarda bir şeyi çok net öğrendim: Personel gideri tek satırdır ve bir çeyrekte gelir tablosuna yansır. Giden deneyimin, kaybolan kurumsal hafızanın, zayıflayan müşteri güveninin bedeli ise hiçbir satırda görünmez. O bedel yıllar sonra rekabet gücünde, kriz anlarında, “Bunu bilen kimse kalmadı mı?” sorusunda ortaya çıkar. Bugün yapay zekâyı yalnızca kadro küçültme aracı olarak gören kurumlar, tam olarak bu görünmez bedeli biriktiriyor.
Yapay zekâ meslekleri değil, mesleklerin içindeki görevleri devralıyor. Bu yüzden doğru soru “Bu pozisyonu kaldıralım mı?” değil, “Bu rolü yapay zekâyla birlikte nasıl yeniden kurgulayalım?” olmalı. Bir rolü silmek bir imzaya bakar. Yeniden tasarlamak ise vizyon, sabır ve liderlik ister.
Koçluk yaptığım üst düzey yöneticilerle bu konuyu konuştuğumda en sık karşılaştığım duygu kaygı oluyor. “Değerim azalacak mı?” sorusu, unvanı ne olursa olsun pek çok profesyonelin zihninde. Benim cevabım hep aynı: Algoritma seçenek üretebilir, olasılık hesaplayabilir, öneride bulunabilir. Ama kararın sorumluluğunu taşıyamaz. Belirsizlik altında cesaret göstermek, etik bir çizgide durmak, güven inşa etmek ve sonucun arkasında durmak hâlâ insana aittir. Yapay zekâ çağında değer kazanacak olan, makineyle yarışan değil; onu yönlendiren, çıktısını sorgulayan ve kararı sahiplenen insandır.
İstihdamın geleceğini teknoloji tek başına belirlemeyecek. Belirleyici olan, teknolojiyi yöneten insanların vizyonu olacak. Yapay zekâyı bir maliyet makası olarak görenler kısa vadede kazanıp uzun vadede kaybedecek. Onu insan kapasitesini büyüten bir kaldıraç olarak konumlandıranlar ise yeni dönemin gerçek kazananları olacak.
O hâlde her yönetim kuruluna, her CEO’ya ve aslında her yöneticiye şu soruyu bırakmak istiyorum: Yapay zekâyla kazandığınız zamanı kime ve neye yatırıyorsunuz?
Bu sorunun cevabı, yalnızca şirketinizin değil, birlikte yürüdüğünüz insanların da geleceğini belirleyecek.
- Unvan biter, birikim kalır: Deneyimin ikinci yolculuğu
- Liderler için yaşam koçluğu neden önemlidir?
- Kurumsal ses stratejisi : Görünmeyen verimlilik kaybı
- Yapay zeka bir strateji mi, yoksa pahalı bir gösteriş mi?
- Öneri havuzu mu, toz toplayan kutu mu?
- Finansal krizler bir günde başlamaz
- Geçmişten ders, geleceğe güç
- Yapay zekânın gerçek gücü: Veri
- Yapay zekâ çağında sezgi ve 'Bilişsel Finans'
- Kurumsal ses stratejisi
- Enflasyon ve finans psikolojisi
- Finans insanla var olur