içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Unvan biter, birikim kalır: Deneyimin ikinci yolculuğu

Bir gün, masanızdaki isim levhası kaldırılır.

Kartvizitiniz geçerliliğini yitirir, kurumsal e-posta adresiniz kapanır,

toplantı davetleri birer birer azalır.

Yıllarca kararların merkezinde durmuş,

krizleri yönetmiş, ekipler kurmuş, bütçeler büyütmüş biri için bu an;
sessiz ama, derin bir eşiktir.

O eşikte, herkesin kendine sorduğu soru da aynıdır:

“Şimdi ne olacak?”

 

İş hayatında uzun yıllar geçirmiş deneyimli profesyonellerin önemli bir kısmı, unvanlarını bıraktıkları gün kimliklerinin de bir parçasını bıraktıklarını hisseder. Çünkü kurumsal hayat insana yalnızca bir pozisyon vermez; bir ritim, bir aidiyet ve bir anlam çerçevesi de sunar. Sabah uyanma nedeni, takvimdeki her toplantı, her imza, her onay bu çerçevenin parçasıdır. Çerçeve ortadan kalktığında geride kalan boşluk, çoğu zaman beklenenden çok daha büyüktür.

 

Oysa bu boşluk bir son değil, bir yeniden tanımlama alanıdır.

 

Önce şunu kabul edelim: Unvan kuruma aittir, deneyim ise kişiye. Genel müdürlük, CFO’luk, yönetim kurulu üyeliği bir gün sona erer. Ancak o koltukta öğrenilenler, yani belirsizlik altında karar vermek, insanları ortak bir hedefe yöneltmek, krizi fırsata çevirmek, rakamların arkasındaki hikâyeyi okumak, kimseye devredilemeyecek bir sermayedir. Sorun, bu sermayenin hiçbir bilançoya yazılmamış olmasıdır. İnsan ne kadar değerli bir birikime sahip olduğunu, çoğu zaman onu kullanmadığı bir döneme girdiğinde fark eder.

 

Bu noktada iki yol belirir. Birincisi geri çekilmektir. Hak edilmiş bir dinlenme olarak görülür ve kimi için gerçekten öyledir. Bahçe, seyahat, torunlar, yıllardır ertelenen kitaplar... Hepsi kıymetlidir. Ancak gözlemlediğim tablo şudur: Aktif, üretken ve karar odaklı bir hayatın ardından tamamen geri çekilen pek çok yönetici, birkaç ay içinde huzursuzlukla tanışır. Dinlenme amaçsızlığa dönüştüğünde insanı yormaya başlar. Zihin, alıştığı derinlikte bir meseleye ihtiyaç duyar.

 

İkinci yol ise yeni bir yolculuğa çıkmaktır. Bu yolculuk, eski hayatın küçültülmüş bir kopyası değildir; deneyimin farklı bir formda yeniden üretime girmesidir. Bugün dünyada ve giderek artan biçimde Türkiye’de, deneyimli yöneticiler kariyerlerinin ikinci yarısını bir “portföy hayat” olarak kurguluyor. Bağımsız yönetim kurulu üyelikleri, seçilmiş danışmanlık projeleri, genç yöneticilere mentorluk, akademik dersler, yazarlık, sivil toplum çalışmaları... Tek bir unvanın yerini, birden fazla anlamlı rol alıyor.

 

Bu dönüşümün en kritik eşiği kimlik meselesidir. “Ben şu şirketin genel müdürüyüm” cümlesinden “Ben şu alanda değer üreten biriyim” cümlesine geçmek kolay değildir. İlki kurumun gücüne dayanır, ikincisi kişinin kendi değer önerisine. Bu geçişi başarıyla yapanlar, yıllar içinde biriktirdiklerini dürüst bir envanterle gözden geçirenlerdir: Neyi gerçekten iyi yapıyorum? Hangi sorunları çözmekten keyif alıyorum? Hangi bilgim, bugün başka bir kurumun, başka bir insanın hayatında fark yaratabilir?

 

Bu soruların cevabı çoğu zaman şaşırtıcıdır. Kimi, asıl mirasının yönettiği operasyonlar değil, yetiştirdiği insanlar olduğunu fark eder ve koçluğa, mentorluğa yönelir. Kimi, krizden krize koşarken edindiği sezgiyi büyüme sancısı çeken aile şirketlerine aktarmak ister. Kimi de bilgisini kalıcı kılmak için yazmaya başlar. Ortak payda şudur: Deneyim paylaşıldığında değer kazanır, saklandığında ise sessizce erir.

 

Elbette bu yolculuğun kendine özgü zorlukları vardır. Kurumsal hayatta sizi taşıyan asistanlar, ekipler, sistemler artık yoktur. Kendi markanızı kurmak, ağınızı yeniden canlandırmak, dijital dünyada görünür olmak gerekir. Belki de en zoru, bir zamanlar kapınızda sıra bekleyen insanların bugün sizi aramadığı gerçeğiyle yüzleşmektir. Bu, egoyu sınayan bir süreçtir. Ama tam da bu sınav, insanı unvanından bağımsız bir değer üretmeye zorlar ve çoğu zaman en özgür, en sahici üretim dönemini başlatır.

 

Kurumların da bu tabloda bir sorumluluğu var. Yıllarını şirkete vermiş yöneticileri yalnızca bir veda töreniyle uğurlamak yerine, danışma kurulları, mentorluk programları ve proje bazlı iş birlikleriyle birikimlerinden yararlanmaya devam etmek gerekiyor. Kurumsal hafızanın da emekliye ayrılması, hiçbir şirketin göze almak istemeyeceği bir kayıptır.

 

Peki doğru cevap hangisi: Geri çekilmek mi, yeni bir yolculuk mu? Bu soru herkes için farklı yanıtlanır. Ancak kararın bilinçli verilmesi şarttır. Unvanın bittiği gün savrulmanın değil, tasarlamanın başladığı gün olmalı. Belki de sorulması gereken soru “Artık ne olacağım?” değil, “Artık neyi, kimin için, hangi anlamla yapmak istiyorum?” sorusudur.

 

Bu sorunun cevabını tek başına bulmak, çoğu zaman sanıldığı kadar kolay değildir. Yıllarca başkalarının yol haritasını çizmiş bir yönetici, kendi haritasını çizerken aynı netliği yakalayamayabilir. Dışarıdan bir göz, doğru bir eşlikçi, bu geçişi aylardan haftalara indirebilir; belirsizliği bir tasarım sürecine dönüştürebilir.

 

Unvanlar kurumlarla birlikte el değiştirir. Ama bir insanın yıllar içinde biriktirdiği bilgelik, doğru yolculuğa çıktığında dokunduğu her yerde iz bırakmaya devam eder.

 

Unvan biter. Yolculuk bitmez.

 

 

 

cigdemguven@cigdemguven.info

 

Bu yazı 134 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum