içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Belirsizlik okyanusunda yön bulmak

Eski haritacıların bilinmeyen sulara dair ilginç bir alışkanlığı vardı. Keşfedilmiş toprakların bittiği yere deniz canavarları, dev dalgalar, adı konmamış tehlikeler çizerlerdi. 16. yüzyılın başından kalma bir küre üzerindeki Latince not bugün hâlâ anılır: “Burada ejderhalar var.”

 

Bu çizimler aslında bir korkunun değil, bir dürüstlüğün ifadesiydi. Haritacı bilmediği yeri biliyormuş gibi yapmıyor, bilinmezliği olduğu gibi işaretliyordu.

 

Bugünün iş dünyası da benzer bir haritanın kenarında duruyor, ama bir farkla: Bilinmeyen sular artık haritanın kenarında değil, tam ortasında. Teknolojinin dönüştürdüğü sektörler, öngörülmesi giderek zorlaşan piyasalar, birkaç yıl içinde tanımı değişen meslekler… Belirsizlik, aşılıp geçilecek bir fırtına olmaktan çıktı. Artık üzerinde yol aldığımız okyanusun kendisi.

 

Finans dünyasında yıllarca risk ile belirsizlik arasındaki farkı konuştuk. Ekonomist Frank Knight bu ayrımı yaklaşık bir asır önce net biçimde yapmıştı: Risk, olasılıkları hesaplanabilen bir bilinmezliktir. Belirsizlik ise olasılıkların bile bilinmediği alandır. Riski modelleyebilir, sigortalayabilir, fiyatlayabiliriz. Belirsizlik ise bize modellerin sınırını hatırlatır.

 

Belki de bu yüzden belirsizlik karşısında ilk refleksimiz daha fazla veri, daha ayrıntılı bir plan ve daha uzun bir bekleme süresidir. Denizin durulmasını, rüzgârın dinmesini, ufkun netleşmesini bekleriz. Oysa okyanus kimsenin takvimine göre durulmaz. Beklemek de bir karardır ve sonuçları çoğu zaman en geç fark edilen karardır.

 

Usta denizcilerin belirsizlikle ilişkisi bu noktada ilham verir. Onlar denizi kontrol etmeye çalışmaz, kendi gemilerini çok iyi tanırlar. Teknenin ne kadar yük taşıyabileceğini, hangi rüzgârda nasıl davranacağını, erzakın kaç gün yeteceğini bilirler. Kontrol edemedikleri şeyle değil, hazırlıklı olabilecekleri şeyle meşgul olurlar.

 

Bir kurum için bu hazırlık; güçlü bir nakit pozisyonu, esnek bir maliyet yapısı ve hızlı karar alabilen bir yönetim anlayışıdır. Bir birey için ise sağlam bir mesleki birikim, güvenilir ilişkiler ve kendini tanıyan bir zihindir. Belirsizlik ortamında en değerli varlık çoğu zaman en hızlı büyüyen değil, en uzun süre yol alabilendir.

 

Denizcilerin bir başka bilgeliği de yön bulma biçimleriydi. Modern aletlerin olmadığı dönemlerde gökyüzündeki sabit noktalara, yıldızlara bakarak rotalarını belirlerlerdi. Dalgalar ne kadar yükselirse yükselsin, o noktalar yerinde dururdu.

 

Liderlikte de bu sabit noktalara ihtiyaç var: değerler, amaç ve kurumun neden var olduğuna dair net bir cevap. Piyasalar dalgalandığında ve planlar geçerliliğini yitirdiğinde, yön duygusunu koruyan çoğu zaman bunlardır. Belirsizlikte iyi kararlar her şeyi bilmekten değil, neyin değişmeyeceğini bilmekten doğar.

 

Bir de mürettebat meselesi var. Fırtınalı havalarda gemideki herkes kaptanın yüzüne bakar. Kaptanın her şeyi bilmesi beklenmez. Ama sakin kalması, açık konuşması ve rotayı paylaşması beklenir. Ekipler belirsizliği çoğu zaman sanıldığından çok daha iyi taşır, yeter ki belirsizlik onlardan saklanmasın. “Henüz bilmiyoruz ama şöyle ilerliyoruz” diyebilen bir lider, derin bir güven inşa eder.

 

Bütün bunların ötesinde, belirsizliğin sıkça unutulan bir yüzü de var. İnsanlık tarihinin en büyük keşifleri haritaların bittiği yerde başladı. Yeni ticaret yolları, yeni kıtalar, yeni bilgiler… Hepsi ejderhaların çizildiği o kenarların ötesinde bulundu. Belirsizlik yalnızca tehdit taşımaz, henüz kimsenin görmediği fırsatları da barındırır. Dalgalı dönemler, rotasını sakin bir zihinle çizebilenler için açık denizin en verimli zamanlarına dönüşebilir.

 

Bugün pek çok yönetici, girişimci ve profesyonel bu okyanusun bir yerinde yol alıyor. Kimi kariyerinde yeni bir rota arıyor, kimi kurduğu işi dalgalı sularda büyütmeye çalışıyor. Kimi de uzun yıllardır alıştığı limandan ayrılmanın eşiğinde duruyor.

 

Belirsizlik okyanusu hiçbirimiz için tamamen durulmayacak. Ama bu okyanusta nasıl yol aldığımızı; gemimizi ne kadar iyi tanıdığımız, hangi yıldıza baktığımız ve yanımızda kimlerin olduğu belirleyecek.

 

Belki de asıl soru, denizin ne zaman sakinleşeceği değil, bizim bu denizde nasıl bir denizci olmayı seçtiğimizdir.


cigdemguven@cigdemguven.info

 

Bu yazı 154 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum