-
Çetin ÜNSALAN
Tarih: 19-10-2026 21:30:00
Güncelleme: 19-10-2026 21:30:00
Türkiye’nin 2027 bütçesi hazır gündeme gelmişken, ortaya konulan taslağın komisyona inmeden bir gün önce gözden geçirilmesinde fayda olduğunu düşünüyorum. Elbette teknolojik yatırımlara öncelik verip, katma değerli üretimin peşinde koşalım.
Fakat önümüzdeki seneden başlamak üzere, gelişmeler bize bir kez daha gösteriyor ki, katma değer de, stratejik ürün de tarladan geçiyor. Enflasyon rakamları zaten tartışmalı biliyoruz. Ama o tartışmalardan ayırmak ve özel olarak konuşmak zorunda olduğumuz bir mesele haline geldi gıda fiyatları…
Sadece ihracat için değil, içteki tedarik güvenliğini sağlamak, üretici gücü ayakta tutmak, enflasyonla mücadele etmek ve gelirinin üçte birini buraya ayıran tüketiciyi rahatlatmak için önce tarla hamlesi yapmak zorundayız.
Başlangıçta ülkede tarımda üretici maliyetlerini aşağıya çekecek, sübvansiyon başta olmak üzere bir dizi önlemleri alırken, hızla planlı bir üretime geçmeli, vakit geçirmeden artık tarım envanterini yaparak kısa, orta ve uzun vadeli bir projeksiyon ortaya koymak durumundayız.
Bunun içerisinde tarlaların bütünleştirilmesinden, planlama doğrultusunda ürüne desteğin öne çıktığı, regülasyon yapacak TMO gibi kurumların daha aktif hale getirilmesi, akıllı tarım uygulamaları ve biyoinovatif yaklaşımlarla onarıcı tarımı da gündemimize alan bir iklim yakalamak durumundayız.
Mesele sadece üretim ya da doyma konusu olmaktan çıktı. Bu bir milli güvenlik meselesi haline dönüşmeden, ülkedeki tarımı tekrar ayaklandıracak bir hamle yapmak durumundayız. İlgili finans kuruluşlarının da yollar köprüler kredilendirmek yerine, yeniden yapılandırılmış, modern çiftçiliği destekleyecek hamlelere tercihlerini yönlendirmesi için geç bile kaldık.
Sadece ihracat rakamlarıyla övünmek, destekleri anlatmak yeterli gelmiyor. Bunun toplam bir dış ticaret dengesi içinde, üretim maliyetlerini azaltacak, küçük üreticiyi beraber hareket edecek sistemler dahilinde tartışılması gerekiyor.
Artık destekten çok ÖTV toplama merakından vazgeçmek durumundayız. Bu zaten aklın ve enflasyonla mücadelenin gereği. Çünkü tüketim giderlerinde ağırlık bir yer tutan tarlayı doğru okumadan ne insanları rahatlatabilirsiniz, ne de enflasyonla mücadele edebilirsiniz.
Mesele sadece bizim sınırlarımızla da ilgili değil. Ukrayna – Rusya hattında yaşananlarda gördük ki, gıda son derece kritik bir başlık. Hürmüz kapandığında bir kere daha şahit olduk ki, gıdayı yönetmeden diğer meseleleri halletmenin çok yolu yok.
Dünyada enflasyonist etkinin de buradan tetikleneceği çok net anlaşılıyor. Dünya Bankası verileri bize gösteriyor ki 150 ülkenin yüzde 22’sinde gıda maliyetleri, enflasyonu aşmış durumda. Bu önümüzdeki döneme ilişkin gıdanın, tarımın bir numaralı gündem ve rekabet alanı olacağını gösteriyor. Elbette su meselesini de bunun içinde değerlendirmek lazım.
Özetle komisyona gelmeden bir revizyona gidilip 2027 bütçesinde bu alana daha çok kaynak ayıran, bakış açısı geliştiren, planlı bir üretimi esas alan ve tarıma entegre sanayisini de bu kapsamda değerlendiren bir bakış açısına ihtiyacımız var. Aksi takdirde faturası ağır olacak.