-
Çetin ÜNSALAN
Tarih: 14-10-2026 22:52:00
Güncelleme: 14-10-2026 22:55:00
Emekliler günlerdir durumlarını anlatmaya çalışıyorlar. Hem de bu ülkenin en önemli kurumunun, Gazi Meclis’in önünde. Gerçekten böyle bir sıkıntınız varsa, Millet’in kendisi olarak gidebileceğiniz daha iyi bir nokta var mı?
Fakat gündemden gündeme koşan ülkede bir türlü öne çıkamıyorlar. Sesleri duyulmak istenmiyor. Yıllar içinde sistematik biçimde açlık sınırının altına mahkûm edilen bu ülkenin insanları para, pul, şöhret, zenginlik istemiyor.
Sadece insanca yaşayabilecekleri şartların ortadan kaldırıldığını anlatmaya çalışıyorlar. Elbette ülkede emekliler ile ilgili de yanlış bir kanaat var. Sanki iane ya da yardım isteyen insanlar gibi davranılan bu kişilerin, kamuda ya da özel sektörde yıllarca emek vermiş, bu ülke için çalışmış, sosyal güvenlik sistemine prim öderken, eş zamanlı olarak dolaylı vergilerle ülkenin en yüksek vergisini ödeyen vatandaşlarından oldukları unutuluyor.
Sosyal güvenlik sistemini alt üst ederek, finansal okuryazarlık eksikliklerini ve yanlış yönetimlerini tüm heybetiyle ortaya koyamayanlar, mevcut çalışan sayısı üzerinden ‘ne yapalım elimizden gelen bu’ diyerek işin içinden sıyrılıyorlar.
Oysa emekli bugün alacağı maaşın ve hizmetin bedelini zaten yıllarca ödemiş. Bugünkü çalışan emekli oranı yarınki finansal sürdürülebilirlikle ilgili bir mesele. Fakat yarının parasıyla bugünü ödeyenlerin dün yapılan harcamayı ve yanlış yatırımları göz ardı ederek, hem bugünün emeklilerini sefil ediyorlar, hem de kimsenin konuşmadığı bir gerçeği önümüze koyuyorlar. Bugün çalışanların parasını bugünkü emekliye ödüyorsanız, yarın durum daha vahim demektir.
Hiçbir işletme günübirlik gelirlerle sürdürülmez. Kazanılan para ile gelecek yatırımları yapılır ve firmaların sürdürülebilirliği sağlanır. Ama ülkenin bütçesini o an alacağı para ile finanse etmeye çalışanların, yatırımı, üretimi göz ardı etmesinin bir başka tezahürünü de buradaki hesap bilmezliklerinde görüyoruz.
Ülkede 2 binli yıllarda tüketim ekonomisini destekleyip, insanları da paraya, daha doğrusu borca ve krediye boğup bugünün fotoğrafını ortaya koyanlar, sanki hiçbir kusurları yokmuş gibi şimdi de ellerinden başka bir şey gelmediğini anlatıyor.
Tüketim ekonomisi döneminde de, sonraki süreçte de üreteni ürettiğine pişman eden bir sistem kurup, rantiyeden yana tavır sergileyenlerin emek vererek emekli olanları anlamasını beklemek sanırım kuru bir hayal.
Nitekim yerleşikler olarak nitelendirdikleri insanları bile mağdur eden, onun altında sanayicinden çiftçisine, emeklisinden esnafına, çalışanından işsizine herkesi yok sayarak, rantiye ekonomisini finanse etmeye, açıkları ve ödenen faizleri de 86 milyona yüklemeyi alışkanlık hale getirenler bir de bunu program diye anlatmıyor mu, işte orada insan aklını kaybedecek gibi oluyor.
Dün tüketim ekonomisi ile rantiyeye para kazandıranlar, bugün tüketimden değil fiyat artışlarından büyümeyi yakalayıp, rantiyeye rant sağlamak üzerine ekonomi sistemi kuranlar, yani ülkede emeksiz parayı özendirenler, sonra emekliyi suçluyor ya, insan ona yanıyor.