içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Bütçe niye hedeflere uymuyor?

Vatandaş ne zaman geçinemediğinden bahsetse, reel sektör ne vakit maliyetlerini karşılayamadığından yakınsa, hedeflenen enflasyonun öne sürüldüğü memlekette, 2027 yılı bütçesine bakarsak, hedeflerden eser görülmüyor?

 

Muhtemelen hedef enflasyon üzerinden yılın sonunda emeklilere yüzde 8 ila 12 arasında, asgari ücrete de yüzde 20 ile 25 dilimi arasında bir fark verileceği görülen ülkede, neden 2027 bütçesinde yüzde 40’lık bir artış öngörülüyor?

 

9 trilyon TL’ye yakın dolaylı vergi tahsilâtı yapmayı hayal edenler, insanların cebine para koymadan yapılacak bu hamlenin sadece kayıt dışını arttırdığını ve merdiven altını cesaretlendirirken, kayıtlı firmaları haksız rekabetle karşı karşıya bıraktığını ne zaman görecekler?

 

Bütçe sunumunda Cevdet Yılmaz, 2027 bütçesini dayanıklılık, refah ve dönüşüm üçlemesiyle tanımladı, ama neresinde bu üçlemeyi konumlandırdı anlayabilmiş değilim. Çünkü ortada refah olmadığı gibi, aksine ödenecek büyük bir bedel ya da fatura olduğu görülüyor.

 

Böyle bir bütçelemenin dönüşümünden neyi kast ediyorlar? Yukarı yönlü zarar bütçesi dönüşümünden başka bir çıktısı olmayan öngörünün dayanıklılığı da sergilemediğini sanırım ekonomiden anlamayanlar bile fark edecektir.

 

Daha birkaç sene öncesine kadar 1,2 trilyon TL faiz ödenen bir borçluluk yapısını, 4 trilyon TL’ye yakın faiz öder hale getirmek nasıl açıklanabilir? Ayrıca faiz ödediğinize göre bir finansman kullanmayı planlıyorsunuz anlamını çıkaralım.

 

Peki bugün 1,2 trilyon TL’den hedef tutarsa 2,7 trilyon TL faiz ödeyen ve bir bu kadar da bütçe açığı veren bir ekonomiyi ne yaptınız da bu oranlara ulaştırdınız? Hatta ne yapacaksınız da, 4 trilyon TL mertebesine faiz ve bütçe açığı taşımayı öngörüyorsunuz?

 

Günün sonunda büyük bir hesapsızlık, gösterge tutkusu içerisinde gözlerini kapatan, tahakkuk / tahsilât oranlarını da, işsizliği de, bireysel ya da firma düzeyinde iflasları da umursamayan, görmezden gelen tavırla ekonomi yönettiğimizi mi iddia edeceğiz?

 

Üstelik bunlar bir de bizim gerçekliğimiz. Tüm dünyada enflasyonist bir süreçten, faiz arttırımlarından, stagflasyon riskinden söz edilirken, Hazine ve Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı dezenflasyondan söz ediyorsa, ya mucize bekliyorlar ya da eğilimi doğru okuyamıyorlar demektir.  Her ikisinin de sıkıntı olduğunu söylememe sanırım gerek yok.

 

Dış dünyadaki gelişmelere bağlayarak, bu işin içinden sıyrılmak mümkün değil. Dünyadaki gelişmeler bizim zaten var olan sorunlarımızın üzerine gelen, risk arttırıcı faktörler olarak yorumlanabilir.

 

Ama Türkiye ekonomisinin ve yönetim tarzının sorunlu yapısını ortaya koymak, tartışmak için dünyadan gelecek herhangi bir etkiye ya da risk faktörüne ihtiyaç olmadığı gün gibi ortada değil mi? Temelde sorunları yok sayıyorsanız, çözümlere de ulaşamazsınız. Özetle devekuşu sendromuyla ekonomi yönetilmez. Yönetilirse de böyle faturası ağır olur.

 

cetinunsalan@yahoo.com                   

Bu yazı 117 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum