içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Aidat ana gider oldu

Deprem güvenli binalara ulaşalım derken, finanse edilemez daireler yarattık. Bu tespiti biraz abartılı bulanlar olacaktır ama gelişmeler ne yazık ki bizi tam da bu noktaya taşıdı. Nasıl ki güvenli binalar diye çıktığımız yolda, mal sahiplerinin zenginleşme, inşaatı yapanların da gereksiz lükslerle konuyu abartarak para kazanma arzusu olayın kendisini aştıysa, sadece aidatlar ve kiralar bile tek başına bu vurguyu haklı çıkaracak noktaya vardı.

 

Öncelikle zaten kentsel dönüşümü, bina dönüştürmek zannedip, konuyu rantsal dönüşüme çevirdiğimizi hepimiz biliyoruz. Bunun bir şehirleşme cinayeti olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz, ki nitekim birinci ağızdan da bu itiraf edildi.

 

Fakat meselenin tek bir hatalısı yok. Herkesin gözü dönüp, güvenli yapılar oluşturmak yerine, elde edilecek değerlemeler esas olunca, öncelikle rant peşinde koşan mülk sahiplerine şahit olduk.

 

İnsanlar güvenli yapı kavramının ötesine geçip, ne kadar kâr elde edeceğini konuşmaya başladı. Hatta müteahhitler tarafından kat ya da dükkân karşılığı yapılıp, üste para istenmeyen dönemlerde hakkının ötesini arayanları bile gördük. Sadece bu nedenle bile o süreç kaçırıldı.

 

Sonrasında binalar yenilendi. Rantiye tayfası yüksek değerlemelerle dairelerini satıp, rayiç bedelleri yükselttiler. İş o kadar çığırından çıktı ki, gecekondu mahallesine havuzlu yapılar inşa edilmeye başlandı.

 

Hiçbir zaman kullanılmayacak spor tesislerini, havuzları satarken dairenin üzerine koyup, kazanç peşinde koşanlar yüksek aidatların da gündeme gelmesine neden oldular. Bu durumda da o mahallede oturan emekli ya da sabit ücretliler göç etmeye, başka yerlere gitmeye yöneldiler ki bu öncelikle yerinde dönüşüm ilkesini bozup, mahallelerin dağılmasına neden oldu.

 

Mahalle özelliği kaybedilince ve sadece parası olanların tuttuğu binalar inşa edilince, bu sefer güvenlik problemleri ortaya çıktı. Güvenlik demek aidata yeni ilave anlamına gelen bir başka giderdi. Ama bir süre sonra zorunluluk halini aldı.

 

Rakamlar yükseldikçe komşular dağıldı, mahalleler ‘beşbenzemez’in yaşadığı daha da güvensiz, birbirini tanımayan, hatta aynı binada oturup selamlaşmayan insanların olduğu topluluklar haline dönüştü.

 

Bir lokasyon yabancılaşmaya başladığı zaman orada geri dönüş zordur. Çünkü bu rantiyenin daha çok devreye girmesinin yolunu açtı. Akabinde spekülasyonla, enflasyonla ve yükselen bina maliyetleriyle birlikte kiraların coştuğunu gördük.

 

Kiraların zaten karşılanamadığı, bir taraftan da insanların satın alma gücünün göçtüğü ortamda aidatlar gitgide önemli giderler haline dönüştüler. Bugün İstanbul’da ortalama, mütevazı bir binanın aidatı 3 bin – 3 bin 500 ortalamasında geziyor.

 

Bunun siteler lükse doğru kaydıkça 15 bin ile 70 bin TL makası arasında değiştiği görülüyor. Yani gelirleri düşen, satın alma gücünü yitiren, buna karşılık enerjiden kiraya tüm giderleri artan insanların bir de başına ana gider kalemi olarak aidatlar çıktı.

 

Site kavramının esas olduğu, kapalı kapılar ardından yaşamların kurulduğu, sosyal tesislerinden güvenliğine kadar gelirleri bu düzeyde artmayan insanların karşılamak zorunda kaldığı bu fotoğrafta da ya zorunlu göç başladı ya da artan yaşam maliyetlerini normalleştiren haneler gerçeği.

 

Şayet bir ülkede açlık sınırına ulaşmamış maaş alan insan sayısı nüfusun ağırlıklı bir bölümünü oluşturuyorsa, yoksulluk sınırında gelir elde eden parmakla gösteriliyorsa, o ortamda 3 bin TL de 70 bin TL de aidat olarak fazladır. Ama kime anlatıyorsunuz. Veren veriyor, veremeyenin canı çıksın.

 

cetinunsalan@yahoo.com

 

Not: Ankara’da gerçekleşecek 11. e-safe Siber Güvenlik Zirvesi’nde olacağımdan yazılarımıza birkaç gün ara vereceğiz. 06 Kasım Cuma günü yeni yazıda görüşüne dek, esen kalın.

Bu yazı 116 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum