içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Açık veren ekonomi şikâyeti

Türkiye ekonomisinin ağustos ayı itibariyle yıllıklandırılmış cari açık rakamı 42,1 milyar dolar olarak açıklandı. Aylık bazda fazla verince herkesin yine haberi buradan gördüğü bir riyakârlık içerisinde sorunu yok sayan tavır ise sürdürüldü.

 

Bakkal dükkânınız olsa, siz o ayki ciroya mı bakarsınız, yoksa genelde kâr/zarar durumuna mı? Aklı çalışan herkesin kazançlı mı; değil mi sorusunun yanıtını toplam fotoğraf üzerinden vereceğini biliyoruz.

 

Fakat göz boyama ve algı yönetme üzerine kurgulanmış, aklın tatile çıkarıldığı ekonomi yönetme biçimimizde ne yazık ki başlıklar değişiyor, tavır hep aynı kalıyor. Cımbızla iyi rakam arama oyunu ise sadece sorunları halının altına süpürmeye yarıyor.

 

Elbette iyi ya da kötü rakam peşinde koşmanın ikisi de hatalı. Önemli olan toplamda nasıl bir performans ortaya koyduğunuza, neden / sonuç ilişkisi içinde iyiyse nasıl geliştirebileceğinize, kötüyse de sıkıntının nereden kaynaklandığını bulup, nasıl iyileştirebileceğinize bakmanız gerekir.

 

Fakat finansçı jargonuyla ülkeye iyimserlik yalanı üzerinden olumlu hava pompalayanların, fon piyasasında yaşananları nasıl görmezden geldiğini de hep birlikte görüyoruz. Nasıl oradaki mesele tüm fon piyasasını değil, bir grubun oradaki sistemi istismarını kapsıyorsa ve mutlaka sorumluların bulunması gerekiyorsa, bu jargon meselesi de bir zihniyetin tezahüründen başka bir şey değil.

 

Çünkü sizin rasyonel bir ekonomi anlayışınız varsa, gerçeklere bakar, bunun maliyetini hesaplarken toplumsal yansımalarını da dikkate alır ve öyle bir fotoğraf ortaya koyarsınız. İyimserlik / kötümserlik oyunu beklenti üzerine kurgulanmış finansçı kafasının reel ekonomiye baskı kurmasından başka bir şey değildir.

 

Ne yazık ki ülkemizdeki ekonomi yönetimi de uzun dönemdir finansçılara angaje olmuş, reel sektörden olduğunu iddia edenlerin bile planlamadan, hesap kitaptan bihaber tavrıyla bizi bu noktaya taşımıştır.

 

Mesela Bakan Şimşek, 26 yıllık cari açık faturasını 1 trilyon dolar olarak paylaştı. Gerekçesini de enerji faturasına bağladı. Öncelikle dış ticaret içinde verdiğimiz açıkta enerjinin elbette bir payı var. Fakat yalıtımı beceremeyen, jeotermal gibi yerli kaynaklara dayanmak yerine, çareyi ithal kömürde, doğalgazda arayıp, yenilenebilir enerjiye ayıracağı bütçeyi de fosil yakıt peşinde önceliklendiren bir tavırdaysanız, zaten bunun içinden çıkamazsınız.

 

Ayrıca dış ticaretimizdeki mesele sadece enerjiden kaynaklanmıyor. Makineden hammaddeye kadar her branşta üretmek için ithalat yapmak zorunda kalan bir ekonominin, aradan geçen çeyrek asırda, halen envanter çalışması yapılmamış ve doğal olarak da sonuçlar tesadüfe bağlanmışsa, ekonominin başındaki insan olarak bundan yakınmanız değil, utanmanız gerekir.

 

Geçtim 26 yılı…Dünya Bankası son 4 yılda küçük işletmeleri ve altyapı yatırımları desteklemek için 21 milyar dolar verdi. Nerede bu para? Hangi projelerde ve altyapılarda kullanıldı? Hangi fizibiliteye bağlı olarak yönlendirildi?

 

Ülkenin işletmelerinin verimlilikten kapasite kullanım sorununa kadar, insan kaynağından yönetim biçimlerine kadar bir dizi sorunu tüm çıplaklığıyla ortada dururken sizin öncelikleriniz ne oldu?

 

Paranın kullanma biçimi sorgulamayacak mıyız? Tek bir örnek vereyim. Bu ülkede İstanbul’da, yani içinde deniz olan bir kentte deniz ulaşımını yüzde 3 kullanırken, yerin altına yurtdışından borçlanıp yol döşendi. Üstelik buna da ödeme garantisi verildi. Sadece bu örnek bile her şeyi anlatmaya yetiyor.

 

Daha garip olan ise 26 yıldır bundan imzası olanların, bunların hepsi başkasının hatasıymış gibi yakınıyor olması. Bu kadarı Levent Kırca parodisinde bile olmaz.

 

cetinunsalan@yahoo.com

Bu yazı 131 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum