'Sahada 22 oyuncu mücadele ediyor olabilir; ancak, tribünlerin arkasında; bütçeler, yatırımlar, turizm stratejileri ve ekonomik hesaplar da aynı anda yarışıyor'
Futbolun en büyük organizasyonu olarak kabul edilen Dünya Kupası,
milyonlarca insan için yalnızca sporun zirvesini temsil etmiyor.
Aynı zamanda;
ülkelerin ekonomik gücünü, yatırım kapasitesini, turizm stratejilerini ve
küresel vitrine çıkma hedeflerini de görünür kılıyor.
Sahada atılan her golün,
tribünlerde yaşanan her coşkunun ve
ekran başında oluşan her heyecanın arkasında;
dev bir ekonomik organizasyon bulunuyor.
Ekonomist ve Vergi Uzmanı Ulaş İke,
Dünya Kupası’nın;
yalnızca sahada oynanan
bir futbol organizasyonu olarak değil,
ülkelerin yatırım tercihlerini ve
ekonomik planlama gücünü ortaya koyan;
büyük bir ekosistem olarak,
değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Dünya Kupası tarihinin,
aynı zamanda; paranın da tarihi
olduğunu ifade eden İke,
organizasyonun ilk yıllarından itibaren;
ekonominin, futbolun ayrılmaz bir parçası olduğuna
dikkat çekti.
Dünya Kupası’nın ilk kez;
1930 yılında Uruguay’da düzenlendiğini hatırlatan Ulaş İke,
o dönemde; Avrupa’dan Güney Amerika’ya ulaşımın
bugünkü şartlarla kıyaslanamayacak kadar;
zor ve maliyetli olduğunu söyledi.
İke, konuya ilişkin değerlendirmesinde;
şu ifadeleri kullandı:
“Bugün milyarlarca insanın takip ettiği
Dünya Kupası’nın, ilk yıllarına baktığımızda;
kupayı kazanmak kadar,
turnuvaya katılabilmenin de ekonomik bir mesele olduğunu görüyoruz.
1930 yılında, Avrupa’dan Güney Amerika’ya ulaşmak;
birkaç saatlik uçuşlarla mümkün değildi.
Günler süren gemi yolculukları,
yüksek ulaşım maliyetleri ve uzun organizasyon süreçleri;
birçok ülke için ciddi bir yük anlamına geliyordu.
Uruguay’ın, turnuvaya katılacak ülkelerin
ulaşım ve konaklama masraflarını üstlenmeyi teklif etmesi;
ilk Dünya Kupası’nın Montevideo’da oynanmasının
en önemli nedenlerinden biriydi.
Futbol, henüz yolun başındaydı ancak;
ekonominin, oyunun içinde olduğu; daha ilk günden belliydi.”
Dünya Kupası tarihinde ekonomiyle ilgili;
dikkat çekici örneklerden birinin,
Türkiye’nin 1950 Dünya Kupası süreci olduğunu belirten İke;
Türkiye’nin, Brezilya’da düzenlenen turnuvaya katılma hakkı kazanmasına rağmen;
ekonomik nedenlerle, organizasyondan çekilmek zorunda kaldığını vurguladı.
Ulaş İke;
“Bugün kulağa inanılmaz gelebilir, ancak;
Milli Takım sahada elenmedi, rakibine yenilmedi.
Türkiye, Dünya Kupası’na ekonomik nedenlerle gidemedi.
Savaş sonrası dönemin ağır ekonomik koşulları ve
Brezilya’ya yapılacak uzun yolculuğun maliyeti;
Türkiye’nin, turnuvadan çekilmesine neden oldu.
Bu olay;
spor ile ekonomi arasındaki ilişkinin,
ne kadar güçlü olduğunu gösteren; unutulmuş ama çok çarpıcı bir örnektir.” dedi.
Zaman içinde, Dünya Kupası’nın;
televizyon yayınları, sponsorluk anlaşmaları, reklam gelirleri ve küresel markalarla birlikte;
dev bir ekonomik ekosisteme dönüştüğünü ifade eden İke,
bu dönüşümün sembollerinden birinin de kupanın kendisi, olduğunu belirtti.
1974 yılından bu yana kullanılan Dünya Kupası'nın;
6,175 kilogram ağırlığında olduğunu ve
bunun, yaklaşık 4,9 kilogramının saf altından oluştuğunu hatırlatan İke,
şunları söyledi:
“Kupa, ilk kullanılmaya başladığında;
içindeki altının piyasa değeri, yaklaşık 25 bin dolar seviyesindeydi.
Bugün ise; aynı miktardaki altının değeri,
550 bin doların üzerine çıkmış durumda.
Bu yönüyle kupaya baktığımızda,
yalnızca futbol tarihini değil;
son yarım yüzyıldaki enflasyonu,
para politikalarını ve altının küresel değer artışını da görüyoruz.
Dünya Kupası’nın kendisi bile;
ekonomik bir gösterge haline gelmiş durumda.”
Dünya Kupası düzenlemenin, ev sahibi ülkeler açısından;
turizmi canlandırmak, ülke imajını güçlendirmek ve yabancı yatırımları çekmek için
önemli bir fırsat olarak görüldüğünü belirten Ulaş İke,
ancak; bu konuda, ekonomistler arasında farklı görüşler bulunduğunu söyledi.
İke,
“2006 Dünya Kupası sonrasında,
Almanya’nın turizm gelirlerinde ve uluslararası marka değerinde
önemli artışlar yaşandığına ilişkin; çok sayıda çalışma bulunuyor.
Katar ise;
2022 Dünya Kupası öncesinde
metro hatlarından otoyollara, havaalanlarından otellere kadar uzanan;
dev bir yatırım hamlesi gerçekleştirdi.
Bu yatırımların önemli bir kısmı, bugün de kullanılmaya devam ediyor.
Ancak; her ev sahibi ülke için aynı başarıdan söz etmek mümkün değil.”
ifadelerini kullandı.
Bazı ekonomistlerin,
Dünya Kupası’nın ekonomik getirilerinin;
çoğu zaman abartıldığını düşündüğünü belirten İke,
turnuva öncesinde açıklanan gelir tahminlerinin;
her zaman, beklendiği ölçüde gerçekleşmediğini dile getirdi.
Dünya Kupası için yapılan bazı stadyum ve tesislerin,
turnuva sonrasında; yeterince kullanılmadığını belirten Ulaş İke,
bu noktada; “beyaz fil yatırımı” kavramına dikkat çekti.
İke, değerlendirmesine; şöyle devam etti:
“Güney Afrika’da; 2010 Dünya Kupası sonrasında,
Brezilya’da ise; 2014 turnuvasının ardından,
bu tartışmalar sık sık gündeme geldi.
Milyarlarca dolarlık bazı tesisler,
beklenen ekonomik hareketliliği yaratamadı ve
kamu bütçesi üzerinde, yük oluşturdu.
Ekonomide bunun bir adı var: Beyaz fil yatırımı.
Yani; yapımı çok pahalı olan, ancak; sonrasında yeterince kullanılmayan projeler.”
Dünya Kupası’nın ekonomik başarısını belirleyen asıl unsurun,
stadyumların büyüklüğü değil;
turnuva sonrasında ne kadar işlevsel kaldıkları olduğunu vurgulayan İke,
altyapı yatırımlarının; uzun vadeli kullanım değerine dikkat çekti.
“Eğer;
yapılan yollar, metro hatları, havaalanları ve turizm yatırımları
yıllarca kullanılmaya devam ediyorsa;
organizasyon bir maliyet olmaktan çıkar, yatırıma dönüşür.
Ancak;
tesisler, birkaç hafta süren futbol şöleninin ardından;
sessizliğe gömülüyorsa, tablo değişir.
Bu nedenle;
Dünya Kupası’nın gerçek bilançosu,
final maçının ardından değil; yıllar sonra ortaya çıkar.” dedi.
Dünya Kupası’nı, yalnızca bir futbol organizasyonu olarak görmenin;
eksik bir yaklaşım olacağını belirten Ulaş İke,
organizasyonun aynı zamanda;
bütçelerin, yatırımların, turizm stratejilerinin ve ekonomik hesapların yarıştığı
büyük bir alan olduğunu ifade etti.
İke; açıklamasını, şu sözlerle tamamladı:
“Kupanın sahibi, bir ay sonunda belli olur.
Kazanan ekonominin kim olduğu ise; bazen, ancak yıllar sonra anlaşılır.”
Tarih: 12-06-2026