içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

'Ebeveynlerin, sınır koyarken; aynı zamanda, çocuklarının kendilerine ulaşabileceği güvenli bir iletişim alanı oluşturması gerekiyor'

'Ebeveynlerin, sınır koyarken; aynı zamanda, çocuklarının kendilerine ulaşabileceği güvenli bir iletişim alanı oluşturması gerekiyor'

 

Çocuk ve ergenlerin karıştığı şiddet olayları;

ailelerin, “Çocuğumu ne kadar takip etmeliyim?” sorusunu;
yeniden gündeme getiriyor.

 

Uzmanlar ise;
çözümün, baskıcı kontrolden değil;

güvene, açık iletişime, tutarlı sınırlara ve

erken uyarı işaretlerinin fark edilmesine dayandığına dikkat çekiyor.

 

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi

Çocuk ve Ergen Klinik Psikoloğu Eliz Avcı,

ağır şiddet davranışlarının;
çoğu zaman, bir gecede ortaya çıkmadığını belirterek;
anne babaları, çocuklardaki davranış ve duygu değişikliklerini

yakından takip etmeleri konusunda; önemle uyarıyor.

 

Çocukların ve ergenlerin dahil olduğu şiddet olayları,

yalnızca olayın yaşandığı kişileri değil;
aileleri, okulları ve toplumun tamamını etkiliyor.

 

Özellikle; okul çevresinde yaşanan şiddet olaylarının ardından, anne babalarda;

çocuklarının arkadaş çevresi, okul yaşamı, öğretmenleriyle ilişkileri ve

karşılaştıkları sorunlarla ilgili; kaygı artabiliyor.

 

Ancak, bu kaygıyla birlikte;
ailelerin, çocuklarını daha fazla kontrol etmeye başlaması;
her zaman koruyucu bir sonuç doğurmuyor.

 

Aksine, korkuya ve cezaya dayalı aşırı kontrolün;
çocukla ebeveyn arasındaki iletişimi zayıflatabileceği ve

çocuğun, yaşadığı sorunları;
ailesinden saklamasına neden olabileceğine dikkat çekiyor.

 

Eliz Avcı;
çocukları ve ergenleri, şiddet davranışlarından korumada;
sağlıklı ebeveyn takibinin önemine dikkat çekerek,

ailelerin; baskıcı kontrol ile

sağlıklı denetim arasındaki farkı gözetmesi gerektiğini, vurguluyor.

 

Ebeveynlerin, özellikle şiddet olaylarının ardından;

kaygıyla birlikte, çocukları üzerinde daha fazla kontrol kurmaya yönelmeleri;

anlaşılabilir olsa da burada, kontrolün niteliği; büyük önem taşıyor.

 

Güce, katı cezalandırmaya ve “Ben öyle söylediğim için”

anlayışına dayanan baskıcı kontrolün;

çocuğun, kuralları neden benimsediğini anlamasını sağlamadığını belirten Avcı;
bu durumda, çocuğun davranışını;
yalnızca yakalanma veya cezalandırılma korkusuyla,

sınırlandırabileceğine dikkat çekiyor.

 

Baskı ve korkuyla yönetilen çocukların,

ebeveyn veya başka bir otorite ortamdan çekildiğinde;
sınırları aşan ve riskli davranışlara, daha açık hale gelebileceğini ifade ediyor.

 

Dahası;
korku dışında, baş etme becerisi yeterince gelişmeyen bir çocuğun;
yaşadığı problemi, ailesiyle paylaşmak yerine;
gizlemeyi tercih edebileceği belirtiliyor

 

Bu durum, yalnızca şiddet uygulama riski açısından değil;
şiddete maruz kalan çocukların fark edilmesi açısından da önem taşıyor.

 

Zorbalığa veya şiddete uğrayan bir çocuk,

ailesinden korkuyor ya da yargılanacağını düşünüyorsa;
yaşadıklarını anlatmak yerine, içine kapanabiliyor.

 

Peki; anne babalar, çocuklarını takip ederken; nasıl bir yol izlemeli?

 

Eliz Avcı;
özellikle, ergenlik döneminde;
daha yetkin, tutarlı ve demokratik bir denetim anlayışının önem taşıdığını belirtiyor.

 

Bu yaklaşımda amaç,

yalnızca çocuğun ne yaptığını kontrol etmek değil;

çocuğun; yaptığı davranışların nedenlerini ve sonuçlarını anlayabilmesini sağlamak.

 

Kuralların neden konulduğunun çocuğa açıklanması,

“Bunu yapma” demek yerine;
davranışın olası sonuçlarının konuşulması,

çocuğun; kendi kararlarının sorumluluğunu geliştirmesine yardımcı olabilir.

 

Buradaki temel hedef;
çocuğun, “Neden bunu yapmalıyım ya da yapmamalıyım?”

sorusuna cevap verebilmesi.

Böylece çocuk; yalnızca ebeveyni yanında olduğu için değil,

davranışının sonuçlarını öngörebildiği ve

kendi sınırlarını oluşturabildiği için daha sağlıklı seçimler yapmayı öğrenebilir.

 

ÇOCUĞUNUZDA BU DEĞİŞİKLER VARSA; DİKKAT EDİLMELİ 

 

Sosyal çevreden uzaklaşma:

Çocuğun;
arkadaşlarından, ailesinden veya daha önce keyif aldığı etkinliklerden

belirgin şekilde uzaklaşması; önemli bir değişim olabilir.

 

Okul yaşamında ani değişiklik:
Devamsızlığın artması,

akademik başarının açıklanamayan biçimde düşmesi veya

okula yönelik belirgin bir isteksizlik de

takip edilmesi gereken işaretler arasında yer alıyor.

 

Yoğun öfke ya da duygusal hissizlik:
Sık ve yoğun öfke patlamalarının yanı sıra;
tam tersine, çocuğun olaylara karşı belirgin biçimde duygusuzlaşması da önemsenmeli.

 

Şiddet ve silah içeren unsurlara yoğun ilgi:
Şiddet unsuru içeren içeriklere, kesici-delici aletlere veya silahlara yönelik

dikkat çekici ve yoğun bir ilgi de

ebeveynlerin gözlemlemesi gereken değişiklikler arasında bulunuyor.

 

Akran ilişkilerinde ciddi sorunlar:
Çocuğun;
düzenli biçimde akran zorbalığına maruz kalması kadar,
başkalarına yönelik;
sistematik dışlayıcı, tehditkâr veya zorbalık içeren davranışlar sergilemesi de

dikkatle ele alınmalı.

 

HER DEĞİŞİKLİK, ŞİDDET ALARMI ANLAMINA GELMEZ 

 

Burada önemli olan nokta ise;
tek bir davranışın, otomatik olarak şiddet eğilimi anlamına gelmediği.

 

Ergenlik döneminde;
öfke, arkadaş ilişkilerinde sorun yaşama, akademik dalgalanmalar veya

zaman zaman yalnız kalma isteği, görülebilir.

Ancak; belirgin, ani, yoğun ve süreklilik gösteren değişikliklerin

çocuğun genel işlevselliğiyle birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor.

 

Bu nedenle;
anne babaların çocuklarını etiketlemek veya

her davranışı tehdit olarak değerlendirmek yerine;
davranış değişikliklerinin altında ne olduğunu, anlamaya çalışması gerekiyor.

 

OKUL VE AİLE İŞ BİRLİĞİ KRİTİK ÖNEMDE 

 

Çocuğun yaşamının önemli bir bölümünün geçtiği okul;
erken uyarı işaretlerinin fark edilmesinde de önemli bir alan oluşturuyor.

 

Eliz Avcı;
çocukların, okul yaşamındaki durumunu

en iyi gözlemleyebilecek kişiler arasında;
okul psikolojik danışmanları ve öğretmenlerin bulunduğuna dikkat çekiyor.

 

Bu nedenle;
ailelerin, çocukla ilgili bir değişiklik fark ettiğinde;

okuldan bilgi alması,

öğretmenler ve okul psikolojik danışmanlarıyla iletişim kurması, önem taşıyor.

 

Aynı şekilde;
okulda fark edilen bir davranış değişikliğinin de

aileyle paylaşılması, çocuğun farklı yaşam alanlarındaki durumunun

bir bütün olarak değerlendirilmesine yardımcı olabilir.

 

“ÇOCUĞUNUZUN SİZE HER ŞEYİ ANLATABİLECEĞİ BİR ALAN OLUŞTURUN”

 

Çocuğun; şiddetle, zorbalıkla, tehditlerle veya

başka bir riskli durumla karşılaştığında ilk başvuracağı kişilerden birinin; ailesi olması,

koruyucu faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

 

Bunun için çocukla kurulan iletişimde,

yalnızca “Nerede olduğunu biliyor muyum?” sorusunun değil;

“Başına bir şey geldiğinde bana anlatabileceğini düşünüyor mu?”

sorusunun da önemli olduğu belirtiliyor.

 

Çocuk, yaşadığı bir problemi anlattığında;
otomatik olarak cezalandırılacağını, suçlanacağını veya yargılanacağını düşünürse;
sorunlarını, gizlemeyi tercih edebilir.

 

ANNE BABALAR NE YAPMALI?

 

Moodist Psikyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Eliz Avcı,

anneler babaların yapması gerekenleri; şöyle özetliyor:

 

  Çocuğun davranışlarını yalnızca cezalandırmak yerine; nedenlerini anlamaya çalışın.

  Kuralları açıklayın; çocuğun davranışlarının sonuçlarını öngörebilmesini sağlayın.
  Çocuğunuzdaki ani ve belirgin davranış değişikliklerini, göz ardı etmeyin.
  Arkadaş çevresi ve okul yaşamıyla ilgili; düzenli, yargılamayan bir iletişim kurun.
  Akran zorbalığının; hem mağduru, hem de uygulayıcısı olma ihtimalini ciddiye alın.
  Çocuğunuzun sosyal çevreden çekilmesi, yoğun öfke, duygusal hissizlik veya

   okul yaşamında belirgin bozulma gibi değişiklikleri, takip edin.
  Şiddet, silah veya kesici-delici aletlere yönelik yoğun ilgiyi,

   diğer davranış değişiklikleriyle birlikte değerlendirin.
  Gerektiğinde; öğretmenler ve okul psikolojik danışmanlarıyla iş birliği yapın.
  Sorunların büyümesini beklemeden, bir ruh sağlığı uzmanından destek alın.

 

Tarih: 23-09-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum