içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Güle Güle Altar’ın Oğlu Tarkan

Bu dünyadan ve ülkemizden bir Kartal Tibet geçti…

Karaoğlan, Tarkan…

 

1960’ların sonuna doğru Sezgin Burak’ın çizgileri ile doğan

Tarkan karakterine atıfla çekilen Tarkan serisi çok sevildi.

60’lar, 70’ler, 80’ler ve 90’larda çocuk ya da genç olan herkesin dünyasına girdi.

 

Bu aslında sanıldığından çok daha önemliydi.

1967 yılında Hürriyet’te çizilmeye başlanan Tarkan karakteri çok sevilmişti.

Bunun tabii ki bir nedeni vardı.

Çünkü Tarkan karakteri tam bir Türk’tü.

Beyazperdeye aktarıldığında ise; çok daha fazla kişiye ulaşacaktı.

 

Seride Türklük ve Türk Mitolojik kimlikleri ile sembollerine atıflar yapılıyordu.

Bu çok önemli bir vurgu idi.

Böylelikle Yeşilçam o dönemde asli görevini yerine getirmişti.

Ve yine o dönemde Türkiye’de hiçbir erk Türk Mitolojisi’nden bahsetmiyordu.

Okullarda ise; ders olarak okutulmuyordu.

Türk Mitoloji dersleri ancak 90’ların başında bir üniversitede okutulmaya başlanacaktı.

 

70’li yıllarda Cüneyt Arkın’ın Malkoçoğlu, Battal Gazi ve Kara Murat gibi

seri filmleri ile bu vurgu devam etti.

 

Sinema Sanatı görevini yerine getiriyordu.

 

Toplumun o yıllardaki dinamik ve ihtiyaçları iyi tahlil edilmişti.

Ancak Yeşilçam; 70’lerin sonu ve 80’lerin başında yaşanan 12 Eylül süreci ile birlikte

Yılmaz Güney ve Tarık Akan filmleri dışında bu görev bilincinden ‘diğer pek çok saha gibi’ uzaklaşacaktı.

 

 

Mitoloji dediğimiz bütünlük; uygarlıkların hafızasında çok önemlidir.

Aidiyet ile birlikte devamlılık da içerir.  

 

Mitoloji yaratabilmiş toplumlar özgür ve  bin yıllarca varlıklarını sürdürebilmiş toplumlardır.

Çünkü köle ya da vesayet altındaki bir toplum mitolojik bir bütünlük yaratamaz.

Tarih boyunca da yaratamamıştır.

Yenilen toplumun mitolojik inanç ve tanrılar pantheonu,

galip gelen toplumun pantheonu içinde erir, kaybolur, gider.

 

Türkler de çağlar boyunca kapsamlı bir mitoloji yaratıp,

zenginleştirdikleri için özgür bir toplumdur.

 

Kendi zamanlarında var olmuş Mısır, Mezopotamya, Çin, Antik Yunan ve

Antik Roma gibi uygarlıklar ile birlikte eş zamanlı var olabilmiş,

onlar içinde erimemiş ve en az bu saydığım uygarlıklar kadar,

iz bırakmış bir uygarlık yaratabilmişlerdir.

 

İşte tam da bu yüzden,

Türk Mitolojisi vardır ve bu ülkede her vesile ile okutulmalıdır, tanıtılmalıdır.

 

‘Dil’ unsurunun yanı sıra;

sahip olunan Mitolojik bütünlük İnsan toplumlarına;

millet olma, aynı ülkü ya da ülkülerin peşinde koşma, aidiyet bilinci,

birlikte yaşama istek ve sürekliliğini aşılar.

Bu özellikle destanlar ile de desteklenirler.

 

Destansı hikayeler ‘Millet olma, bir arada yaşama’ istek ve arzusunu pekiştirir.

Sözlü ya da yazılı kültür yolu ile aktarılmış bu hikayeler

toplumun en az yüzde 80-90’ı tarafından kabul edilmiş olanlarıdır.

Yeterince kabul görmeyen hikayeler ise; zaman içinde unutulup, gitmiştir.

 

Tüm bu nedenlerden dolayı Kartal Tibet ile Cüneyt Arkın’ın

söz konusu tarihi kimlikli filmleri çok önemlidir.

O günlerin kısıtlı imkanlarında çekildikleri için ve

zaman zaman da bilinçli bir yıpratma politikası ile

bu filmler ile uzun süre dalga geçildi.

İçleri boşaltılmaya çalışıldı. Ancak başarılamadı.

 

Kartal Tibet’in yanından hiç ayırmadığı Kurt (filmde kurt köpeğidir)

Kadim Türklerin rehber hayvanıdır ve

Türk Mitolojisi’nin en önemli unsurlarındandır.

 

Ayrıca Türk Kaya Resim Sanatı’nda da,

Atı üzerindeki Türk kahraman ile yanındaki köpeği/kurdu konulu

pek çok kaya resmi örneği de vardır. Görsellerin en sağda olanı buna iyi bir örnektir.  

 

Bu filmler içlerinde barındırdıkları ümmet değil,

Millet olma vurgusu ile her zaman çok önemli oldular ve olacaklar.

 

Bugün ölümüne çok üzüldüğümüz sevgili Kartal Tibet.

Yeşilçam ve bizler sana çok şey borçluyuz.

Yolun aydınlık olsun…

 

yalamanyelda@hotmail.com

Bu yazı 2921 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum