gaziantep escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Yoksullaştıran ekonomik büyüme

“Yanlış yöne gidiyorsanız, hızın önemi yoktur.” (Mahatma Gandhi)

 

Ekonomik Büyüme Hızı,

ülkenin GSYİH’sının bir önceki döneme göre değişimin miktarını ifade eder.

(üretilen ürünlerin piyasadaki ekonomik karşılığı)

Ülkedeki ekonomik sağlığın ve gelecekteki olası büyümenin belirleyicisi olarak,

yüzdesel bazda ölçülür.

 

Genel olarak; istikrarlı bir şekilde büyüyen bir GSYİH,

ülke ekonomisinin sağlığına iyi bir işarettir.

 

Şirketler daha fazla üretir ve daha fazla insanı işe alırlar ki;
bu da, ekonomide daha fazla para akışını sağlar.

 

Buraya kadar herşey net ve tamam.

Ancak; bilinmeli ki, sürdürülebilir olmadıktan sonra,

daha hızlı büyüme, her zaman daha iyi değildir.

 

Ekonomistler, ideal GSYİH büyüme oranının

yüzde 2 ile yüzde 3 arasında olduğunu söylerken;

hızlı büyümek, gerçekten sevindirici bir durum mu?

 

Ekonomi tarihine baktığımızda;
maalesef bu senaryonun, patladığında resesyona yol açan

balonlar yarattığını görürüz.

 

Ayrıca; bir noktada büyümenin çok hızlı olması, yüksek enflasyona yol açabilir ki;
ekonomik büyüme hızı en yüksek olan ülkelerden Amerika’da bile,

Federal Rezerv, ekonomik büyüme agresifleştiğinde,

bunu yavaşlatmak için faiz oranlarında oynamalar yapar.

 

İthal malların, arz ve talebinin fiyatlara göre esnek olmaması,

ithal ikamesi malların üretiminin ithal mallara oranının düşmesi ve

ülkenin ihraç ettiği malların giffen malları olması, “yoksullaştıran” bir büyümeye sebep olur.

Yani; büyüme hızlandıkça, enflasyon artar ve halk yoksullaşır.

Tanıdık geldi değil mi?

 

Türk ekonomi tarihine baktığımızda,
yüzde 10 üzeri büyüme; 1966, 1976, 2011 ve 2021'de gerçekleşmiş. (*)

Bu yıllarda ekonomideki mihenk taşları,

ekonomik büyümenin halka maliyetini aynı şekilde göstermiş.   

 

Demokrat Parti’nin 1950 – 1960 yılları arası tarım sektörüne teşviklerle başlayan süreçte,

pek çok sektöre destekler sağlamasının yanında,

dış yardımlar alınması ve kredilerin kullanılması ile

siyasi – ekonomik krizle biten bir dönem yaşandı.

 

Başlarda, yalancı bahar gibi refah ve huzur yaşansa da;
sonrasında dış yardım ve krediler azalınca,

devalüasyonlar yaşandı ve halkın alım gücü düştü.

 

1960’ta kurulan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT),

beş yıllık kalkınma planları yaparak; uygulamaya koydu.

10 yıl süren ilk iki planda; “ithal ikameci sanayileşme” ile

daha önce ithal edilen tüketim mallarının ülkede üretimi amaçlanmıştı.

 

1970’li yıllarda ise;

“ileri ithal ikameci model” uygulanmasına geçildi.

Bu aralıkta, ilk çamaşır makinemizi, buzdolabımızı ve hatta; arabamızı;

montaj desteğiylede olsa; üretmeye başladık.

 

Enteresan olan şu ki;

Türkiye ekonomisi, 1950 – 1970 arası,

zaman zaman Amerika ekonomisinden bile, daha hızlı büyüdü.

 

1977 de başlayan kara dönem;

döviz sıkıntısının da başgöstermesiyle,

1982 ve 1994 yılları arasında; Türkiye ekonomisini ve halkı

türlü sıkıntılarla başetmeye çalışmak zorunda bıraktı.

 

1994 yılında yaşanan çöküntü,

2001 yılında nerdeyse iflasa yaklaşan bir krizin doğmasına sebep oldu.  

2011’de ve 2021’de yaşanan devalüasyonlar ise; ekonomiye damgasını vurdu.

 

Öngörülere göre;

2030 yılında ekonomik büyümesi en yüksek ülkeler listesinde ilk 10’da olacağımız söyleniyor.

 

Ekonomik büyümede, 1970 yılından bu yana;
ilk 10 listesinde yerini koruyan ülkeler: Amerika, Almanya, Rusya, Çin ve Japonya.

Bu isimler, 2030 ve 2050 tahminlerinde de değişmez isimler.

 

Ekonomik büyümelerinin yüksek olmaktan çok,

kabul edilebilir oranlarda ve istikrarlı olması ise; değişmeyen tek gerçek.

2030’da ilk 10’da olan Türkiye ekonomisi,

2050 listesinde ilk 10’da değil.

 

Anlaşılan o ki;
Türkiye ekonomisi yoksullaştıran bir büyüme gösteriyor olabilir.

Ekonomik büyümedeki hızın, sağlıklı orana çekilememesi durumunda;

yüksek enflasyon, yüksek oranda işsizlik, alım gücünün düşmesi ve kurdaki oynaklık devam edebilir.

 

 

sezerkoyun@cratone.com

 

 

* (https://www.macrotrends.net/countries/TUR/turkey/gdp-gross-domestic-product)

Bu yazı 1162 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum